Büyük Veri Tanrıdır -3-

İşler çok garip bir hal aldı. Berbat geçen ilk iş görüşmemin ertesi günü SNM firmasından olduğunu tahmin ettiğim gizemli bir adamdan iş teklifi aldım. Barda tanıştığım sarışın fıstık, adı Sally, gerçekten de reşit değilmiş. Şehrin psikopat katilleriyle dolu hapishanesinde en az on yıl sabah akşam düzülmemek için kıza yol vermek zorunda kaldım. Dahası, Jefry’den Julia’nın... Okumaya Devam et →

Büyük Veri Tanrıdır -1-

İşler iyi gitmiyordu. Kendini Steve Jobs sanan götlalesi bir yeni yetme patron bozuntusu beni işten atmıştı, Julia telefonlarıma cevap vermiyordu ve zorlukla biriktirdiğim üç beş kuruş suyunu çekmek üzereydi. Her şeyin tepetaklak gittiği akşam ofis diye kullandığımız eski kâğıt fabrikasının damında, rahat IKEA koltuklarımıza kurulmuş biralarımızı içiyorduk. Grup sıkıydı: Ben, Thomas ve Jefry yani küçük... Okumaya Devam et →

Yağmur ve Deniz… Eski ajandalardan, yaş 16…

... Yağmur karşısındaydı, arkasında olduğu gibi. Ağıtlar devam etti, seslenişler sürekli! Dimdik ayakta! Pembe pespembe yanakları, soğuktan çatlamış kırmızı dudakları! İri iri açılmış yeşil gözleri! Saçları sarılmış birbirine. Sıcak yaşlar akmış gözünden, donuk gözleri erimiş! Her yanından yağmur damlıyor. Saçına toka olan damlalar, teker teker kayıyor, yorgun zemine düşüyor. Beyaz gömlek şeffaf, tenine yatmış. Boynu... Okumaya Devam et →

Kazan’da bir güz sancısı -7-

... Yalnızlığıma geri döndüm. Haftalardır bunun asıl istediğim şey olduğunu hissediyordum. Ama yanılmıştım. Regina'yı Baykal'da bıraktıktan sonra, Kazan'a dönerken derin bir huzur duymuştum ve herşeye bıraktığım yerden aynen devam edebileceğimi sanıyordum. Oysa, o günden bir hafta sonra çıktığım ilk yalnız yürüyüşüm beklediğim gibi gitmemişti. Daha önce büyük bir haz ve dinginlik içinde geçtiğim yerler artık... Okumaya Devam et →

Kazan’da bir güz sancısı -4-

... Annemi oturma odasında Volga'yı gören geniş pencerenin önünde, meraklı gözlerle beni beklerken buldum. Gecikmiştim, yüzüm gözüm şişmiş, soğuktan kızarmıştım ve bu annemin Rus mafyası tarafından kaçırılmış olduğumu düşünmesi için yetmişti bile. Panik biri sayılmazdı ama tek evladı, tek oğlunu kurda kuşa yedirmeye niyetli de değildi. Yüzümdeki hüznü sezip beni sonu gelmez bir soru yağmuruna... Okumaya Devam et →

Kazan’da bir güz sancısı -3-

... Oda baştan aşağıya ahşap kaplıydı ve her yandan tavanı destekleyen kolonlar çıkıyordu. burası bir çatı katıydı ve acemi bir dekorasyonla ucuz bir pansiyon odasına dönüştürülmüştü. Girişin sağında iki kişilik bir yatak ve askılık; solunda daracık bir banyo ve tuvalete giren kapı vardı. İlerisi genişçe bir boşluktu. Ama meyilli bir şekilde alçalan tavan uzanıp dokunulacak... Okumaya Devam et →

Kazan’da bir güz sancısı -1-

  Regina`a saygıyla, 12/10/2014 IQ cafe, KAZAN ... Her Pazar sabahı, aksatmadan çıktığım yürüyüşlerden biriydi. Sağlıklı yaşam için falan yürümüyordum; henüz on yedi yaşındaydım ve abartısız lise futbol takımının en hızlı sağ açığıydım. Sadece, kendimle baş başa kalmayı seviyordum ve kalabalıklar içinde yalınız kalmaktansa, kendimle yalnız kalmayı daha çekilir buluyordum, hepsi bu! Ekim ortalarıydı. Kaban... Okumaya Devam et →

Yarım kalan bir hikaye… Kazan’a veda…

Deniz İ-Bar’a girdiğinde Tatyana henüz ortalıkta yoktu. Burası daha birkaç hafta önce açılışı yapılmış, ilk bakışta modern tarzı göze çarpan bir mekandı. Kırmızı tuğladan duvarlarında fütüristtik tablolar aslıydı ve simsiyah boyalı tavanından metalik havalandırma boruları geçiyordu. Zemin, damalı siyah beyaz seramiklerle kaplanmıştı. Cam kenarlarına dizilmiş geniş deri oturma grupları mekanı ferah ve konforlu gösteriyordu. Bar,... Okumaya Devam et →

Kama Nehri Kıyısında… alıntı

  Kör edici beyazlık, bir süredir kıpırtısız tuttuğu bakışlarını yutmaya başlar başlamaz, kendine geldi. Aralık boyu durmaksızın yağan karın örttüğü nehrin nerede başlayıp nerede bittiğini kestirmeye çalışmaktan vazgeçti. Nehrin diğer kıyısında yükselen birkaç sıra ağaçlı tepenin silueti bile, beyazlığın içinde yitip gidiyordu. Sonbaharın kızıl güneşiyle yanan nehrin, o tepeleri kaplayan kızıl çam ormanlarıyla yarattığı muhteşem... Okumaya Devam et →

kısa bir anı…

Ankarada soğuk bir gündü. Kasımdı sanırım. Şirketten bir grupla kursa gönderilmiştik. O cuma akşamı, kaldığımız otel odasında tembellik yapıyorduk. Ben hava güzel olmadığı halde, haftasonunu geçirmek için Amasra'ya gitmeyi planlıyordum. Diğer bir kaç arkadaşsa gündüzden beni pavyona davet etmişti. Behsat Ç. dizisinden sonra her zaman pavyona gitmeyi istemişimdir. Ama kafama hamsi tava yemeyi koymuştum bir... Okumaya Devam et →

WordPress.com'da ücretsiz bir web sitesi ya da blog oluşturun.

Yukarı ↑