BEDEN AVCISI -1-

Nisan sonuydu, günler uzamıştı ama kış yakamızı bırakmaya niyetli değil gibiydi. İçine aldığı çöl tozlarıyla kızarmış yağmur bulutları tepemizde, batmakta olan güneşin cılız ışığıyla etrafı turuncuya boyamıştı. Geniş kumsalın bir köşesine atılmış, tahtaları tuzdan sahile vurmuş balina artıkları gibi bembeyaz kesilmiş seyyar bir tribün üzerinde körfezi izliyordum. Gece basacak fırtınadan önce deniz durulmuş, cam gibi... Continue Reading →

DOKUNUŞ

... -Neden burdasın? Yaşlı adam, bezgin bakan kara halkalı gözlerini muhatabına çevirip ciğerlerinden gelen boğuk bir sesle konuştu. -Prensip meselesi... Genç adam yüzünde geleceğini gördüğünü hissettiği adamın cevabına bir anlam veremedi. -Cinayet mi? Yaşlı adam sesini yükselterek ve açıkca göz dağı vererek yanıtladı. -Prensip dedik ya! Sustular. Son üç saattir hücrelerinde kapalıydılar ve sabaha kadar... Continue Reading →

250TL

... -Müşteri hizmetleri ne diyo? -Ne desinler... Koymuşlar telefona genç bir kız : Beyfendi bir şey yapamayız... sistem böyle... dilerseniz tarife değişikliğine gidebilirsiniz... -Dostum hepsi böyle bunların... sittiret! Arkadaşım Yasin öyle diyordu ama GSM şirketinin bana gözgöre göre fazla fatura çıkartmasını bir türlü hazmedemiyordum. Nerdeyse bir hafatadır bu sorunla uğraşıyordum. İtiraz ettiğim için faturayı ödemiyordum... Continue Reading →

Büyük Veri Tanrıdır -8-

İşler iyice boka sardı. Melanie ortadan kayboldu. Pinkdose yeniden çıldırdı ve Jack’le bağlantım kesildi. Sally’nin sınavlara hazırlanması gerektiğinden bir haftadan fazla görüşemeyecektik. Pinkdose’la konuştuktan sonraki iki günü eski günlerimdeki gibi aylaklık yaparak geçirdim. İlk günü evden çıkmadan, sağı solu toparlayarak harcadım ve evi dağınıklıktan dolayı devasa haşaratların sardığını keşfettim. Birkaç siyah çöp naylonu gereksiz ıvır... Continue Reading →

Büyük Veri Tanrıdır -5-

İşler tıkırındaydı. Şu Rugby oyuncusuyla ilgili rapor işe yaradı ve Northstars takımı sporun ahlaklı insanların işi olduğu gibi bir şeyler açıklayıp adamın transferini rafa kaldırdı. Tüm hır gürü yerel kanalların birinde canlı yayınladılar. İlk ödememi elden nakit aldım ve Sally’i hafta sonu okyanus kıyısındaki bir dinlenme tesisine götürdüm. -Ailen yok mu? Bembeyaz temiz çarşafların üzerinde... Continue Reading →

Büyük Veri Tanrıdır -2-

İşler düzelir gibi oldu. Ağ üzerinden yaptığım iş başvurularından sonra hafta boyu çeşitli şirketlerden telefonlar aldım. Kaldığım mahallenin köşe başındaki rock barın sahibi Pinkdose- iki metrelik küpeli dövmeli dev bir Kanadalı için garip bir takma ad- işsiz kaldığımı duyup birkaç gece ona barın ardında yardım etmem karşılığı üç beş papel vermeyi teklif etti. Ara sıra... Continue Reading →

Çıkmaz Gece

Zemberek gibi titreyerek uyandı uykusundan adam. Bedeni terle kaplıydı ve dışarda denizden esip gelen yoğun nemli hava odayı dolduruyordu. Tam karşısında dikilen hayali görüntüye korkuyla baktı önce. cesur adamdı vesselam daldı konuya. -Kimsin? -Doğmamış çocuğunum baba! o temmuz sıcağının içinde kanı dondu adamın. vicdanı beden bulmuş karşısında dikiliyordu işte! -Annen hangisi? kim? adam 35 yıllık... Continue Reading →

Bir postmodern zaman yalnızlığı…

... "Bir erkeğin yalnızlığını, çevresindeki kadınların sayısıyla ölçebilirsin..." diye seslice okudu adam. Beren, başını telefonun ekranından kaldırmadan ve yüzünde hiçbir duygu ifadesi olmadan, onu cevapladı. "Saçmalama!" Adam üstelemedi. Sessizce çayını yudumladı, elinde okumayı bıraktığı kitabıyla. İlkbahar güneşi etrafı ısıtıyordu. Kafenin geniş camlarının ardında yükselen şehrin ışıltılı binaları görülüyordu. Çok geçmeden kalkmaya yeltendiler. "Haftasonu birşeyler yapalım...... Continue Reading →

İblis dölü… Alıntı.

... Burası, kesinlikle birçok insanın anlayacağı manada bir meyhane değildi. Daha çok bir sığınak, kopukların hayatın kendisinden kaçıp saklandıkları bir izbeydi. Dikkate değer ve hoş olan belki de tek şey, avluyu keskin konusuyla saran feslikan çiçekleriydi. Kulağımı yan masaya verdim ve birazdan karşısına çıkacağım dayımı az da olsa tanımayı istedim. Sesi gür ve asiydi. Ancak,... Continue Reading →

İntihar ertesi.

Kız on yedi, oğlan yirmi birdi. Soğuk kış gecesi, Mesarya ovası sis içinde iki sönmemiş ışıklı pencereyi gizliyordu. Gece saat 01:42. Oğlan yorgun gözleriyle kızdan gelen mesajı ardı ardına okuyup durdu. "sana dediğimi yaptım. herkes yattı burda. kimse banyodaki eksik jileti fark etmedi!" Daha kavrayıp cevap yazmadan yeni bir mesaj geldi. "yarın yepyeni bir hayat... Continue Reading →

WordPress.com'da Blog Oluşturun.

Yukarı ↑