BEDEN AVCISI -8-

Doruk'un bizi ayırma çabasına rağmen, Olga ile uyumlu bir çift olmuştuk. Rüzgar ikimizden yana dönmüş gibiydi ve her şey iyiye doğru gidiyordu. O günlerde petro kimya alanında çalışan bir şirkete başvurmuştum ve işe alınmam an meselesiydi. Böylece, hem bir buçuk kat daha fazla maaş alacak, hem de yanlış bir kimyasal yüzünden labaratuarda havaya uçma olasılığından... Continue Reading →

BEDEN AVCISI -7-

Doruk'u ciddiye alma, demişti Olga, şımarık bir çocuktan farksızdır! Koltuğun diğer ucundan bana bakıp konuşmuştu. Cumartesi planımızı iptal etmiştik ve Olga Doruk'la yaşadığım kavgayı duyunca, ilk kez bekar evime gelmişti. Saat öğleye geliyordu ve yemek işini eve paket söyleyerek halletmeye karar vermiştik. Ben, benden önceki kiracılardan kalma İKEA tarzı geniş kanepenin bir ucunda, Olga ise... Continue Reading →

BEDEN AVCISI -6-

Olga ile havuz başındaki buluşmamızdan sonra, yeni bir sürece girmiştik. Taktığım güneş gözlükleri mi, giydiğim pembe polo gömlek mi işe yaramıştı bilmiyordum ama o buluşma bir kırılma noktasıydı. Bana karşı her geçen gün daha yakın davranmaya başlamıştı. Düzenli olarak görüşüyorduk ve serin bir Ağustos akşam üzeri açık havada Susuzlu tiyatrosunu izlerken ilk kez elini tutmama... Continue Reading →

BEDEN AVCISI -3-

Olga ile üniversiteden mezun olduktan 5 yıl sonra tanışmıştım. O sıralar, ordu ihalesi almış bir teknoloji şirketinde sözleşmeli olarak çalışıyordum. Tankların zırhını tereyağı gibi eritecek yeni nesil patlayıcılar üzerinde uğraşıyorduk. Ekibin başında asker kökenli emekli bir mühendis ve ekipte kafasında 6 haneli sayıları çarpabilen iki de indigo genç vardı. Hayallerimdeki gibi ilaç ve kozmetik şirketlerine... Continue Reading →

BEDEN AVCISI -2-

Doruk'u üniversiteden tanıyordum. Birinci sınıfa başladığımda o ikinci sınıftı ve dört yılın sonunda ben mezun olurken o ancak üçüncü sınıfa geçebilmişti. Onun sorunu zekayla ilgili değildi. Özel üniversitenin demirbaşı olmuş, zorunlu askerlikten kaçan, bedelli fırsatı arayan haytanın tekiydi. Okula adını, modelini dahi duymadığım klasik bir arabayla gelirdi ve üzerine hippilerle genç kominist devrimcileri andıran kıyafetler... Continue Reading →

BEDEN AVCISI -1-

Nisan sonuydu, günler uzamıştı ama kış yakamızı bırakmaya niyetli değil gibiydi. İçine aldığı çöl tozlarıyla kızarmış yağmur bulutları tepemizde, batmakta olan güneşin cılız ışığıyla etrafı turuncuya boyamıştı. Geniş kumsalın bir köşesine atılmış, tahtaları tuzdan sahile vurmuş balina artıkları gibi bembeyaz kesilmiş seyyar bir tribün üzerinde körfezi izliyordum. Gece basacak fırtınadan önce deniz durulmuş, cam gibi... Continue Reading →

GECE

Bir süredir gece saat 0200 gibi kapişonlu siyah montumu giyip evden çıkıyorum. Bu kış soğuk ve adam gibi aydınlatma olmadığından zifiri karanlıkta titreyerek yürüyorum. Kaldığım semt boş arsalar arasına serpiştirilmiş villalardan ibaret; hemen dibinden şehre giden bir anayol geçiyor ve yol ile deniz arasında uzun ağaçlarıyla bir koruluk uzanıyor. Gecenin o vakti villaların çoğu karanlık... Continue Reading →

Kazan’da bir güz sancısı…

Umut'un Gölgesinde ve Kama Nehri Kıyısında kitaplarından sonra, Kazanda Bir Güz Sancısı kitabım raflardaki yerini aldı. Zevkle okumanız dileğiyle 🙂 İlgili link aşağıdadır: kazandabirgüzsancısı  

An autumnal pain in Kazan -6-

... We went out of the pine-smelling cottage to the muddy street of the village. Between colourful building, we moved towards the forest beyond the road. I could walk easier than before thanks to the high boots Regina had borrowed me. The cold wind not only froze our face but also blew all the smokes... Continue Reading →

WordPress.com'da ücretsiz bir web sitesi ya da blog oluşturun.

Yukarı ↑