BEDEN AVCISI -13-

Gan salıncaktan kalkıp yanıma geldi ve boylu boyunca hasır şezlonga uzandı. ikimiz de biraz doğrulmuş, yeşil palmiyeler arasındaki ışıltılı denize bakıyorduk. Saç telleri esintiye kapılıp yüzüme gözüme giriyordu. O hafif yan döndü ve rahat bir şekilde onu sardım. Hala ıslak olan saçları badem çiçekli pudra gibi tütüyordu. Kısa bir sessizlikten sonra anlatmaya başladı.

“Joseph’le birlikte herşeyim gitti…”

“…”

“Tüm o hengame bittikten sonra, elimde kalan tek şey oteldeki eşyalarımızdı… Şoktaydım… Aklım karışıktı ve ne yapacağımı bilmiyordum… Gelmeyeceğini biliyordum ama bir süre otelde onu beklemeyi düşündüm… Oteli boşaltmamızı istiyorlardı… dalgalar ilk iki katı kullanılmaz hale getirmişti… felaketi atlatmış başka bir otele aktarmak istediler… Orayı terk etmek istemiyordum… Sanki hala kıyıdan aldıklarıyla dolu denizin içinden yürüyüp çıkacak gibi hissediyordum…”

“Bekledin mi?”

“Bir hafta… Kriz masasına kayıp olduğunu söyledim… Bir sürü kayıt tutup telefon numarası aldılar… Bulurlarsa…”

Gan aniden sustu. Joseph’in cesedinden bahsedeceğini düşünmüştüm ve bu onun için zor olmalıydı. 2004 felaketinde binlerce kişinin kayıp olduğunu medyadan biliyordum.

“Anlatma… Yaranı deştim…  Özür dilerim…”

“Sorun değil Kan… Birinin seni dinlemesi güzeldir…”

“…”

“Phuket’i terk ettim. Hala ne yapacağımı bilmiyordum… Bir güvencem yoktu.”

“Sana birşey bırakmadı mı? Vasiyet gibi…”

“Vasiyet’i düşünmeyecek kadar gençtik.. her genç gibi ölmeyeceğimizden emindik… Evli bile değildik ki…”

“Ama…”

“Aması yok… Çiçek satan bir kızdım… Benimle gel dedi ve gittim… ve yaşadık… Kadın için erkek bir güven aracı olabilir… onu mutlu edersin ve o da sana bir gelecek garanti eder… Bizim ki öyle sayılmazdı… Evet, tüm masrafları Joseph öderdi… otel yemek her neyse… Ama onun bir gün giderse bana ne bırakacağını merak etmedim… ya da ümit de etmedim… Aptalcaydı belki… Bilmiyorum… Ama kötü olasılıkları düşünemeyecek kadar gençtik…”

“Anlıyorum… Ama çektiği belgeselleri sattığını söyledin… bir şeyler kalmış olmalı…”

“O an hiçbirşey bilmiyordum. Hem onun işlerine burnumu sokmazdım. Yeni bir proje bulur beni de ardında sürüklerdi. Ben de elimden geldiğince ona yardım ederdim… ve bazen tehlikeli olsa da eğlenceliydi…”

“…”

“Şok…çok uzun sürüyor… Önce köyüme döndüm. Aslında çocukluğuma… Yani başladığım yere…”

Bunu derken boşanma süreci bittikten sonra Surlariçindeki anne evine dönüşümü anımsadım. Gan’ı anlayabiliyordum.

“Herşey orayı terk ettiğimdeki gibi aynıydı… aynı yeşil ağaçlar, selden korunmak için kazıklara kurulmuş aynı kulübeler ve şehirli bir pezeveğin gelip onları almasını bekleyen aynı küçük kız çocukları…”

“…”

“Köyde, paraya ihtiyaç duymadan uzun süre yaşayabilirdim… Ama onca yıldan sonra oraya ait olmadığımı hissediyordum. Aidiyetimi kaybetmiştim. Şehirde çalışan bir kaç kız arkadaşıma ulaştım… İngilizcem vardı ve turist rehberliği yapabilirdim… Ya da en kötüsü Beach Road’ta bacaklarımı ayırıp tenimin rengine aldırmayacak birilerini avlayacaktım…”

Gan barda tanıştığım bir hooker’dı ve  bu söylediği beni fena halde şaşırttı. Bir anda kontrolsüz bir şekilde konuştum.

“Sen şey değil misin?”

“Şey?”

“Yani…”

“Hooker değilim kovboy!”

“Ama…”

“Yaşadıklarımız mı?”

“…”

“Senden hoşlanmış olabileceğimi düşündün mü hiç?”

Düşünmemiştim. Boşandığım eşim Olga’dan bile açık açık benden hoşlandığını duymamıştım. Hoş, buna da ihtiyaç duymamıştım ama ilk kez bir kadın bana benden hoşlandığını söylüyordu. Ve ancak o zaman Gan ile hiç para konuşmadığımızı fark ettim. Tüm o tatil bitince ona toplu bir ödeme yapacağımı falan sanmıştım. İlk gece barda bana “önyargılı olma” derken ne demek istediğini o an kavramıştım. Utandığımı ve bir hindi gibi kızardığımı hissettim.

“Gan…”

“Önemli değil… Ne sandığını anlamam gerekirdi…”

Bunu söylerken üzerimden kalktı ve şezlongun köşesine oturdu. Yüzünde alınmış bir ifade yoktu. Hatta gerçeği söylediği için huzur bulmuş gibiydi. Walking Street’e bir barda çalıştığı, servis yaparken memelerini dokundurduğu ve beni tropikal bir adaya kaçırdığı için onu hooker sanmam doğaldı aslında. Konuyu değişmek için devam ettim.

“Köyden sonra ne yaptın, Gan?”

“Joseph’in ailesi bana ulaştı. Sekiz yıl yaşadığım adamın anne ve babasını ilk kez gördüm… Hristiyan inançlı, kapalı bir aile… Joseph’in o kadar çılgın olmasına hayret ettim… toprağını beğenmemiş bir ağacın köklerini söküp yürümeye başlaması gibi… ”

“Ent’ler gibi…”

“Ent?”

“Yüzüklerin Efendisi!”

Bunu diyince gülümsedi ve ortam tekrar yumuşadı.

“Bir süre Amerikada onlarla kaldım… ama olmadı… Toprak çağırır, derler…”

“Çağırır!”

“Geri döndüm ve dönerken Joseph adına bana bir miktar yardım yaptılar… Ara sıra teliften hesabıma bir şeyler de yatmasını sağladılar… Sonra o barda başladım, o kalabalığı seyretmeyi seviyorum…”

Yerimden doğrulup onu ardından sardım ve teninin sıcaklığını hissedene dek sıktım. gözlerimi yumdum ve o huzur kokulu kadının kulağına fısıldadım.

“Yatağa gidelim mi?”

“Deniz’de!”

Yüzünde şeytansı bir gülüş vardı. Kalktık ve bomboş beyaz kumların arasında el ele denize doğru yürüdük.

…..

-Devam Edecek-

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

WordPress.com'da ücretsiz bir web sitesi ya da blog oluşturun.

Yukarı ↑

%d blogcu bunu beğendi: