BEDEN AVCISI -8-

Doruk’un bizi ayırma çabasına rağmen, Olga ile uyumlu bir çift olmuştuk. Rüzgar ikimizden yana dönmüş gibiydi ve her şey iyiye doğru gidiyordu. O günlerde petro kimya alanında çalışan bir şirkete başvurmuştum ve işe alınmam an meselesiydi. Böylece, hem bir buçuk kat daha fazla maaş alacak, hem de yanlış bir kimyasal yüzünden labaratuarda havaya uçma olasılığından kurtulmuş olacaktım.

Artık bekar evinden de çıkmış, uzun süredir yaptığım birikimler, annemlerden aldığım destek ve 10 yılı bulan vadeyle şehrin gelişen mahallelerinden birinde denizi gören yeni bir daire almıştım. Olga da üniversitedeki mastır programını bitirmek üzereydi ve geriye bir tek şey kalıyordu; evlenmek!

Söz ya da nişan yapmamıştık çünkü ikimiz de geleneksel yöntemlerin zaman ve enerji kaybı olduğunu düşünüyorduk. Zaten, Olga’nın ailesi uzun yıllar gurbette yaşadıkları için, aile bağlarının çoğunu koparmışlardı. Benim de anne babam, savaşın içinde kalmış ve çok geç evlenmiş bir çift olduklarından fazlasıyla yaşlıydılar. O yüzden zaman bir çok akrabamızı alıp gitmişti. Yani, gelenekler konusunda sorumlu olduğumuz bir zümre yoktu.

Ancak, aileleri tanıştırmak için, o sene yılbaşından bir hafta önce yemekli bir buluşma ayarlamıştık. Surlar içindeki evimizin salonunda, Olga’yı anne ve babasıyla ağırlamıştık. Annesi, Olga’nın kilolu ve yaşlı halini andırırken, babası kıvırcık beyaz saçlarıyla bambaşka bir kişiydi. Tüm sohbet, adamın Kanada ve İngiltere maceraları üzerineydi. Çarpık bir Türkçeyle, her göçmen gibi araya İngilizce kelimeler katarak anlatıp duruyordu. Babam zaten zor duyan kulaklarıyla başını sallayıp onaylıyor, annemse nezaketen hayret etmiş bir yüz ifadesiyle adama bakıp duruyordu. Sıcak ve samimi bir tanışma şansı olmuştu.

O yılbaşı günü ise yeni aldığım dairemde ilk kez birlikte olmuştuk.

Planım, o gece yemekli eğlenceli bir otel programına katılmak; gece otelde ilk kez beraber kalmak ve eğer birşeyler gelişirse yaşamaktı. Olga da o gün otelin yılbaşı programına katılacağımızı biliyordu. Ama her şey farklı gelişmişti.

Yeni daireme henüz tam yerleşememiştim. Tüm odaları market atığı kutular işgal etmişti ve hepsi kiradan getirdiğim ıvır zıvırla doluydu. Banyoda işi bitmemiş seramikler vardı; perdelerin bir kısmı hala tam takılmamıştı ve oturma odasında tek bir kanepe ile boş bir televizyon ünitesinden başka bir şey yoktu.

O gün labaratuardan eve öğlen gelmiştim ve üstüm başım leş gibi yakıt kokuyordu. Eski işimde havaya uçmaktan kurtulduğuma sevinirken, yeni işimde alkali zehirlenmesi yaşayabileceğimi yeni yeni anlıyordum. Duşa girmeden önce toparlayabildiğim kadar kutuyu boşaltmakla meşgulken kapı çaldı; Olga’ydı.

Onun gece için kuaförde hazırlanacağını sanıyordum ama sürpriz yapmıştı. Saçları henüz hazır olmadığından kuaföre uğramadığını anlamıştım. Üzerinde spor kıyafetler ile soğuğa rağmen ince bir kot ceket vardı.

Holde onu karşıladım ve her zaman ki gibi kollarıma aldım. Leş gibi koktuğumu bildiğimden onu hemen bırakmaya yeltendim ama o umursamadan kollarımda kalmaya devam etti. Ben de oyunu uzatıp onu kaptığım gibi kucağıma aldım. Kısa bir çığlık atmıştı. Bir tüy kadar hafifti ve onu düşürmeyecektim.

“Sizi nereye bırakayım leydim?”

“Düşmeyeceksem, böyle iyiyim şövalye!”

Gülerken onu taşıdığım gibi oturma odasındaki tek kanepenin üzerine bıraktım. Perdesi açık tam boy pencerede körfez üzerindeki siyah bulutlarla koyu laciverte dönmüştü. Durup konuşacağımızı sanırken birbirimize çekildik. Üzerine uzandım ve herşey kendiliğinden gelişti. Sıcak, heyecanlı ve üstümdekilerden dolayı yakıt kokuluydu.

Ona dokunuyor, gözlerinin yeşilini görüyor, saçlarını içime çekiyordum. Nefesimiz karışırken onu soyuyor ve açığa çıkan teninin diken diken oluşunu izliyordum. Tüm kaygılarımızdan arınmış, yağmaya niyetli karabulutların , rüzgarla çalkalanan denizin koyuluğu önünde tenimiz birleşiyordu.

Onu alacağım an yeşil gözlerinin ıslandığını, dudaklarının ve aşağıda, bacaklarının titrediğini hissettim. Durdum ama o devam etti. Ağlıyordu ve aynı zamanda beni kendine çekiyordu. Kısa süreli bir şoktan sonra devam ettim. Titreyişi, ağlarken ki iç çekişleri devam ederken onu aldım. Sıkı ve sıcaktı. Gözlerimi yumdum ve derin derin soludum. Dayanabileceğim bir haz değildi. Çok kısa sürecekti. Olmuştu ve ikimiz de buna boyun eğmiştik.

Kan yoktu; aylarca öncesinde kalmış Doruk’un pis bir şekilde bana sırıtışı gözlerimin önüne geldi. Bağırıp duruyordu,OROSPUMLAEVLEN! O hengamede onu sıkıca sardım, yüzümü saçlarına gömdüm ve Olga hüngür hüngür ağlarken koptum.

O yılbaşı gününden sonra herşey hızla akıp gitmişti ve zamanla Olga’nın ağlayışları da dinmişti.  Yurtdışı tatilleri, haftasonu kaçamakları, sevgililer günü, düğünümüz, arkadaş toplantıları, aile ziyaretleri, meyhaneler, sevişmeler, kavgalar, küslükler, hastalıklar, bir ilişkide yaşanabilecek herşey ardı ardına karşımıza gelmişti ve biz yaşamıştık. Ta ki o sancılı boşanma sürecine kadar…

Ve herşey bittiğinde, kendimi Anne evinde hemen hemen herşeyini kaybetmiş işsiz bir adam olarak bulmuştum, ikinci el bir araba ve bankadan kurtardığım yastık altında kalmış az bir miktar parayla…

-Devam Edecek-

 

 

 

 

 

 

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

WordPress.com'da ücretsiz bir web sitesi ya da blog oluşturun.

Yukarı ↑

%d blogcu bunu beğendi: