Elpidas’ın Kumzambakları

Türker Kaptan’la göz göze geldiğimizde, kirli yeşil atletinden taşmış kıllı göbeğini kaşımakla meşguldü. Ona görünmeden ve o gün kahvede kısmetime bir şey düşmeyeceğini anlayarak sıvışmaya yeltendim. Ama bana laf atması gecikmemişti.

-Nerdedir bre o garasakal buban!?

Türker Kaptan’ın beni ve özellikle babamı neden sevmediğini bilmiyordum. Beni her gördüğünde, sebepli sebepsiz laf söylerdi. Ya yalın ayaklarımdan söz eder, ya güneşten kararmış bedenimin pisliğini yüzüme vurur ya da babamın kara sakallarından dem vururdu. Öyle anlarda, açlık çekerken duyduğum kebap kokusundan bile daha güçlü bir kinle dolar taşardım. O koskoca adamın benim gibi bir çocukla uğraşmasını hazmedemezdim. Biraz da Ayer Efendi’nin orda olmasından cesaret alarak, içimdeki hıncı Türker Kaptan’a kustum.

-Anana sor!

Masadaki bir bubble up şişesini kaptığı gibi bana savurdu. Havada içindekileri dışarı fışkırtarak dönen yeşil şişe kapının eski ahşap kirişlere çakıldı. Ama Hakkı Dayı’nın ‘çok ayıp oğlum’ sözleri arasında çoktan koşmaya başlamıştım bile. Kahvenin köşesini dönerken son sözlerini duyuyordum.

-Geçecen elime bre basdarda!

Peşime takılmayacaktı ama kalbim korkuyla çarparken, beni ilk gördüğü yerde pataklayacağını da biliyordum. Her zaman elinden kaçmayı başarmıştım ama küçücük köyde mutlaka yollarımız kesişecekti. Kahveden yeteri kadar uzaklaşınca koşmayı kestim ve evlerin gölgelerinden geçerek yürümeye başladım.

Bu sokakta köyün tek berberi ve aynı zamanda tek gazetecisinin önünden geçerken Kaan abiyi gördüm. Elinde buruşturduğu eski bir gazete parçasıyla dükkânın geniş camlarını temizlemekle meşguldü. İçerdeki kasetçalardan dolu, dolu bir şarkı sesi sokağa taşıyordu. Ferdi Tayfur, ketum abimiz Kaan’ın saklı duygularını sabahın o vakti kelimelere dökmüştü. “Neyleyim sen yoksan eğer…” dedikçe, Kaan abinin kara gözleri kısılıp ince zarif yüzü limon ısırmış gibi büzüşüyordu.

Kaan Abi, Gatsaro’nun çalışanıydı. Gençliğinde berber olan Gatsaro, emekliliğinde çalışmak yerine, Türkiye’den getirttiği Kaan Abi’yi karın tokluğuna çalıştırıp yolunu buluyordu.

Kaan Abi simsiyah saçları ve gözleri yetmezmiş gibi, yaz kış üzerinden çıkartmadığı jilet gibi ütülenmiş uzun kollu siyah gömleğiyle çalışırdı. İhtiyarların saçlarını kestiği makası gibi zarif ve uzun yapılıydı. Uzun kollarını saran siyah kumaşın altında gizlediği sayısız jilet izi olduğu da rivayetler arasındaydı.

Kimdir, nedir, nerelidir, bir ailesi var mıdır, köylünün hakkında çok az bildiği bir gençti Kaan Abi. Kimseye kolay kolay konuşmayan sakin yapısı ve göze batmayan hareketleriyle kalabalıkta da fark edilmesi zordu. Sabah erkenden dükkânı açar akşam son müşteriyle dükkânı kapar ve Gatsaro’nun evindeki bir yardımcı odada yatmaya giderdi. Çocukların bile müdavimi olduğu kahveye uğradığını gören yoktu. Hiçbir zaman itiraf etmemesine rağmen, herkesin kesin olarak emin olduğu şey Kaan Abi’nin Türker’in kızı Deniz’e vurgun olduğuydu.

Aşk imkânsızı dener ya, onların da hikâyesi öyleydi. Komünist geçinen, işçilik ve emeğin kutsallığından dem vuran Türker Kaptan, oğlan Türkiyeli olduğu için, gök kubbe yerle yeksan olsa bile kızı Deniz’i Kaan Abi’ye yar etmezdi.

Kaan Abi’ninki sessiz bir sevdaydı. Duygularını Ferdi Baba sayesinde tüm mahalleye yaymaktan çekinmez ama Deniz sokaktan geçecek olsa gözlerini yerden kaldırmaya da cesaret edemezdi.

Deniz’in durumunun ne olduğu ise meçhuldü. En ufak dedikodunun bile kısa sürede yayıldığı köyde, Kaan Abi’nin, kendine vurgun olduğunu duymamış olması beklenemezdi. Ama tek bildiğimiz, Deniz’in öğle sıcağı basıp, köylü yüksek tavanlı hanaylarında siestasını yapmak için sokaktan çekilince, Deniz’in çiçekli entarisi içinde berber dükkânın önünden geçip köyün diğer yanındaki bir evde oturan nenesine yemek götürdüğüydü. Bunu Kaan Abi’nin duygularına bir karşılık olarak kabul etmek zordu. Çünkü hem Deniz’in nenesinin evine giden en kısa yol berber dükkânının önünden geçiyordu, hem de artık yaşı seksene dayanmış nenesinin kendi kendine bakamadığı biliniyordu.

Bence Deniz hiçbir zaman Kaan Abi’nin duygularından haberdar olmamıştı, ta ki biz annemle köyü terk ettikten iki yıl sonra, Deniz’in düğün gecesi Kaan Abi kendini köyün dışındaki asırlık bir zeytin ağacına asana kadar…

-Elpidas’ın Kumzambakları öyküsünden alıntıdır-

Elpidas’ın Kumzambakları’ için 6 yanıt

Add yours

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

WordPress.com'da Blog Oluşturun.

Yukarı ↑

%d blogcu bunu beğendi: